Dünya İmtihan Yeridir İnsanlarda İmtihan İçin Yaratılmışlardır

idrisMakalelerLeave a Comment

DÜNYA İMTİHAN YERİDİR İNSANLARDA İMTİHAN İÇİN YARATILMIŞLARDIR

İslam düşüncesinin dayandığı temel esaslardan biri de insanın bu dünyaya imtihan için gelmiş olmasıdır. Dünya imtihan dünyasıdır. insanlar da imtihan olmak, denenmek için bu dünyaya gelmişlerdir. Bu husus yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ve hadisi şeriflerde açıkça beyan edilmektedir. Nitekim insan sûresinin ikinci âyetinde: “Hiç şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu denemekteyiz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.” buyurulur, demek ki insan, denenmek için, imtihan için yaratılmıştır. Bu denenme ve imtihan çeşitli şekillerde olur.

Mal ve Canla İmtihan

Yüce Rabbimiz Bakara sûresinde söyle buyurmuştur: “Andolsun biz sizi bir parça korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir müsibet isabet ettiğinde, derler ki: “Şüphesiz ki biz Allah içiniz ve mutlaka O’na döneceğiz.”1
“(Ey mü’minler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin basına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki mü’minler: Allah’ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.”2
Dünyada insanların hayatları hep aynı çizgide devam etmez. Mutlu, sevinçli ve mesut günleri olduğu gibi, mutsuz, üzüntülü ve kederli günleri de olur. Mü’min mutlu ve sevinçli günlerinde şımarmaz, azgınlık göstermez. Mutsuz günlerinde basına gelen musibetler karsısında metanetini kaybetmez, sabreder ve bütün bunların Allah’tan olduğunu bilir, iste bu inançladır ki Yüce Rab- bine karsı isyanda bulunmaz, aksine yine O’na dönerek: “Ya Rabbî, senin nârın da hoş, nûrun da hoş; lutfun da hoş, kahrın da hoş” der. Büyük düşünür Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel söylemiş:
Hak serleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Arif anı seyreyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Allah-ü Teâlâ mal ve mülkte, makam ve mevkide, güzellik ve çirkinlikte, akıl ve zekada insanların bazılarını diğer bazılarından üstün kılmıştır. Gerçekten insanların kimi zengin, kimi fakir; kimi makam ve mevki sahibi, kimi değil; kimi güzel, kimi çirkin, kimi akıllı, kiminin aklı kıttır. Allah-ü Teâlâ bütün bunları insanları denemek için yapmıştır. Aslında Allah insanları denemeden de ne yapacaklarını bilir. Ama İlâhî hikmet gereği, sorumlu olmaları için insanların denenmeleri istenmiştir.

Diğer Dünya Nimetleriyle İmtihan

Hûd sûresinin yedinci âyetinde söyle buyrulur: “O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.”
Âyet-i kerimeden öyle anlaşılıyor ki Allah gökleri ve yeri insanı yaratmak için, insanı da imtihan edip denemek için yaratmıştır. Böylece yaratılışın bütün amacı insanın mükellefiyyetlerini yerine getirip getirmeyeceği hususunda imtihana tabi tutulmasıdır.
Kehf sûresinin yedinci âyetinde de yeryüzü üzerinde bulunan bütün güzelliklerin, insanların denenmesi, hangilerinin daha güzel amel ve davranışlarda bulunacaklarının ortaya çıkması için yaratıldığı belirtilerek söyle buyrulur:
“Şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini, daha güzel davranışta bulunacağını deneyelim diye.”

Cihadla İmtihan

Herşey imtihan vesilesi olduğu gibi, cihadda da imtihan vardır. Nitekim Muhammed sûresinin 31. âyetinde: “Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye kadar ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.” buyrulur. Görüldüğü gibi mü’minler cihad emriyle ve güçlüğü olan diğer mükellefiyetlerle denenecekler, imtihana tabi tutulacaklardır. Böylece kimin itaatkar, kimin isyankar olduğu ortaya çıkacaktır. Aynı surenin dördüncü âyetinde ise: “Allah dileseydi onlardan (düşmanlarınızdan) intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister.” buyrulur. Evet, Allah dileseydi İslam düşmanlarını yok eder, onlardan intikamı bizzat kendisi alırdı, müslümanların onlarla savaşmalarına, can ve mal kaybına uğramalarına gerek kalmazdı. Fakat Yüce Allah, hikmeti gereği öyle dilememiş, savaşı meşru kılmıştır. Bundan amaç da insanları denemek, emre uyanlarla uymayanları ortaya çıkarmaktır.

Ölüm ve Hayatla İmtihan

Yüce Rabbimiz hayatı ve ölümü de bizim hangimizin daha güzel amel isleyeceğimizi denemek için yarattığını belirtmiştir: “Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun herşeye gücü yeter. O (öyle yüce Allah) ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.”3
Dilediğini yaratır, dilediğini öldürür. Mutlak hükümranlık O’nun elindedir, O’nun hükmüne karsı koyacak hiçbir güç yoktur. Şu halde Allah’ın yarattığı hiçbir şey anlamsız, lüzumsuz değildir. Hayatın da ölümün de bir anlamı vardır. Yüce Allah abesle iştigal etmez, bundan münezzehtir. Hayat anlamsız bir var oluş olmadığı gibi, ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir; her ikisinin de anlamı ve yüce hikmeti vardır. Hayat çalışma, didinme ve gayret alanı, ölüm ise bu gayret ve çalışmaların neticelerinin alınacağı ebedî âleme dönüş noktasıdır.
Dünya imtihan yeridir, hayat da baştan başa bir imtihandır. İmtihanda başarılı olmak için çalışmak, hem de çok çalışmak gerekir, imtihan denilince akla ilk gelen şey zorluklar, sıkıntılardır. Güçlük, sıkıntı ve. belalarla herkes denenir, bunun istisnası yoktur.

Peygamberler de Denenir

Peygamberler de denenir. Hatta insanlar içerisinde en çok sıkıntı ve belaya maruz kalanlar peygamberlerdir. Nitekim Sa’d (r.a.)’dan söyle rivayet edilmiştir:
“- Yâ Rasulellah! insanlar içerisinde belaya en şiddetli maruz kalanlar hangileridir?” dedim. Rasûlüllah (s.a.s.):
“Peygamberlerdir. Sonra sırasıyla [Allah katında] rütbece en üstün olanlardır. Kul dindarlığının [kuvvetliliği ve zayıflığı] durumuna göre belaya uğrar. Bir kimse dininde ne kadar salebetli ise belası da o derecede şiddetli olur. Bela insanın yakasına o kadar yapışır ki üzerinde bir günah kalmadan yeryüzünde yürüyünceye kadar onu bırakmaz. ”4
Demek ki bir insan, imandaki derecesine göre sınanmakta, denenmekte, bela ve musibetlere maruz kalmaktadır. Bu yüzden alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber [s.a.s.)’in hayatının baştan basa çile, sıkıntı ve meşakkatler içerisinde geçtiğini görürüz.
Diğer peygamberler de imtihana tabi tutulmuşlardır. Saffat sûresinin 10ü. ayetinden itibaren Hz. İbrahim ile oğlu İsmail arasında cereyan eden kurban hadisesinden sonra 106. âyetinde: “Bu, gerçekten çok açık bir imtihandır.” buyurulur.
Başka bir ayet-i kerimede de yine Hz. İbrahim hakkında Söyle buyurulur: “Bir zamanlar Rabbi İbrahim’i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince: ‘Ben seni inananlara önder yapacağım’ demişti.”(5) Demek ki önder olmak için denenmek ve bunda başarı göstermek esastır.
Süleyman (a.s.] da imtihana tabi tutulmuştur: “Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onun (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.”6
Aynı durum sahabiler için de söz konusudur. Bilâl-i Habeşî’leri, Habbabları, Ammarları, Yasirleri, Sümeyye Hatunları, Su- heyb-i Rûmîleri düşününüz. Bunlar ve benzerleri Mekke müşriklerinin nice eza ve cefalarına, işkencelerine ve baskılarına maruz kalmışlardır. Dilimizde “belasız bal olmaz” denilmiştir. Bunun anlamı; büyük sıkıntılar çekilmeden iyi şeyler elde edilemez, demektir. Büyük sıkıntılara büyükler maruz kalır. İlâhî kudret böyle takdir etmiştir.
Hendek savaşı ile ilgili ayetlerde şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi. Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (vadinin üstünden ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman; gözler yıldığı, yürekler gırtlağa geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz zaman; işte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.”7
Birgün Mevlânâ’ya sanat erbabı, zalimlerin zulmünden şikayet ederler. Mevlânâ şu ibretâmiz cevabı verir: “Kasaplar hiç köpek kesiyorlar mı? Onlar öldürülmeye layık oldukları halde, koyunları kesiyorlar ve kesilmek zahmetini onlara tattırıyorlar. Tanrının yardımı mü’minlere daha çok olduğu için mü’minlerin zahmeti de çoktur. Allah’ın rahmeti de onlara boldur.”8
Kainatın en şerefli varlığı olan insan olmanın saadetini yasayan elbette ki birtakım sıkıntılar çekecektir. Bu, kaçınılmazdır, insan olmanın tabii bir sonucudur. Nitekim büyük mütefekkir Ferit Kam bir dörtlüğünde bu hususu şöyle ifade eder:
“Ne kadar olsa da esbab-ı saadetle bakâm
Olmaz bu alemde elemsiz bir an
Elemim yok diyen erbab-ı te- cellüd varsa
Ya bu alemden uzaktır, ya değildir insan.9

Nevî de şöyle der:
“Arifin gönlün Hüdâ gamgîn eder şâd eylemez.”
Bende-i makbûlünü Mevlası âzâd eylemez.”

İnsanın hayatı baştan sona meşakkatlerle doludur. Nitekim Beled suresinin dördüncü âyetinde yüce Rabbimiz: “Andolsun ki biz insanı meşakkat içerisinde yarattık.” buyurmuştur. Mevdudînin dediği gibi: “insan dünyaya eğlence ve dinlenmek için getirilmemiştir. Tersine, bu dünyada mihnet ve meşakkat çekmek için yaratılmıştır. Hiçbir insan bu zorluktan istisna değildir.10
Dünya meşakkat yeridir, zorluk ve sıkıntılarla doludur. Onun için: “Dünyanın cefası sefasından çoktur.” denilmiştir. Hatta bazıları dünyayı keçi boynuzuna benzeterek yarım dirhem şeker yemek için bir okka odun çiğne- meli derler. Bir beyitte:

“Mihanüz-zemâni kesîratün lâ tenkadî
Ve sürûruhû ye’tîke ke’l-e’yâ- di.” denilmiştir. Anlamı şöyledir:
“Dünyanın sıkıntıları meşakkatleri çoktur, bitip tükenmez.
Sevinilecek şeyleri ise sana bayramlar qibi senede (iki defa] gelir.11

Başka bir beyitte de:
“Zevâyâd-dünyâ meshûne- tün biz-zevâya
el-berâyâ ehdâfü’l-belâyâ” denilmiş olup anlamı şöyledir:
“Dünyanın her yeri musibet ve belalarla doludur.
Yaratıklar da belalara hedeftir. ,,12
insanın başına gelen dertler, ıstırablar, belalar, acılar insanı hamlıktan, çiğlikten kurtarır, olgunlaştırır, kemale erdirir. Nitekim Affer de Musset: “Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşmaz.”13 der.
Daha önce de belirttiğimiz gibi insan imtihan için yaratılmıştır. imtihan yeri de dünyadır. Dünya imtihan sahnesidir, maddecilerin inandığı gibi sadece oyun ve eğlence yeri değildir. Bu imtihan hayat boyu sürecek ve sonucu da hüküm günü ahirette belli olacaktır. Yüce Rabbimiz hayat ve ölümü imtihan için, insanları da denemek için yaratmıştır, insan dünyada yasadığı sürece başına çeşitli felaketler, musibetler gelebilir, çeşitli sıkıntılarla karşılaşabilir. Bütün bu felaketler, musibetler ve sıkıntılar karsısında insanların Allah’a iltica etmesi, O’na sığınması, O’na güvenmesi ve dayanması insanın ruhunu güçlendirir, insanı bunalımdan kurtarır, imtihanda başarıya ulaştırır. insana yaraşan zorluk ve sıkıntılar karşısında şikayette bulunmak değil, bunlara göğüs germektir. Söyle bir hikaye anlatılır:
Birgün deve hayvanların kralı aslana gider, durumundan şikayette bulunarak:
Eşek ve at az yük taşırken bana neden fazla yük yüklüyorlar?” der. Aslan:
Sen de deve olmasaydın.” diyerek gayet düşündürücü bir cevap verir. İnsan olmak ayrı bir saadettir ama bu saadet çilesiz değildir.
Yüksek dağların başları hür, temiz ve alınları açık, ama fırtına orada, kar oradadır.
Herkesin gamı, kederi, üzüntüsü vardır. Gam ve kederden âzâde olan yoktur. Onun için şair:
“Unutturur gamın en kâmu- rânı söyletsen
Esir-i keşmekes-i gam, cihanı söyletsen. ” der.
İnsan Öyle bir yaratılışa sahiptir ki nail olduğu iyilikleri kendisinden bilir, zenginlik, mal ve servet, makam ve mevki gibi bir nimete mazhar olduğu zaman, hak ettiği nimeti Rabbinin kendisine verdiğini ve Rabbi tarafından sevildiğini söyler. Rızkının daraltılıp sıkıntıya düştüğünde ise Rabbinin kendisini horladığını, bunu hak etmediğini söyler. Bu hakikat Kur’an-ı Kerim’de söyle belirtilir: “İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde “Rabbim bana ikram etti.” der. “Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise: “Rabbim beni horladı.” der.”14
Hiç aklına gelmez ki yüce Allah’ın bu tasarrufu, bollukta itidalini koruyacak, darlıkta da sabır mı edecek, yoksa bollukta şımarıp darlıkta yakaracak mı diye kendisini imtihan etmek içindir.
Dünyada verilen refah ve nimeti mutlak ikram saymak doğru olmadığı gibi, rızkın darlığını hor görülme olarak değerlendirmek de doğru değildir. Bunların ikisi de imtihan içindir. Mühim olan her iki halde de imtihanda başarılı olmaktır. Çünkü: “Mal da, oğullar da dünya hayatının zinetidir. Bâki kalacak olan iyi ameller ise Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdır, emelce de daha hayırlıdır.”15

(1) Bakara Suresi: 2/155-156.
(2) Bakara Suresi: 2/214.
(3) Mülk Suresi: 67/1-2.
(4) Tirmizî, Zııhd, 57; Ibn Mâce, Fiten, 23.
(5) Bakara Suresi: 2/124.
(6) Nemi Suresi: 27/40.
(7) Ahzab Suresi: 33/9-11.
(8) Ahmet Eflâkî, Ariflerin Menkıbeleri, (Çev. Tahsin Yazıcı), 1st. 1973, I, 455.
(9) Mahir iz, Yılların İzi, s. 204.
(10) Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’an (trc. M.Han Kayani ve dğr.) İst., 1996, VII, 124.
(11) Ferit Kam, Dini Felsefî Sohbetler (sadeleştiren: S. Hayri Bolay), DİB.Y., s. 64.
(12) Ferit Kam, age., s. 64.
(13) Bilal Eren, Güzel Sözler Antolojisi, 1st., 1995, s. 16.
(14) Fecr Suresi: 89/15-16.
(15) Kehf Suresi: 18/46.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir