Ergenlik Döneminde Sosyal Medya Bağımlılığı

idrisEğitim YazılarıLeave a Comment

 

Ergenlik, çocukluk ile yetişkinlik dönemleri arasındaki bir değişim ve gelişim dönemidir.

12-18 yaş arasındaki bu süreçte ergen, kendi kimliğini sorgular ve yaşamının tüm aşamalarına temel oluşturacak çok önemli gelişmelerin aktörü olur. Birey, kimlik kazanımına karşı rol karmaşası yaşar. Bu dönemde kişinin yaşamında ailesinden çok, akran grupları öne çıkar ya da kişi kendini sosyal çevresinden de soyutlayabilir. Ergenlerde bu dönemde akran kabulü ön planda iken internet ve sosyal medya ergenlere mesajlaşma, elektronik posta, sohbet odaları gibi iletişim uygulamaları ile sosyal yaşamlarına alternatif oluşturmaktadır. Önceleri çocuk gibi davranan kişiler daha sonraları ebeveynlerinin etkisinden uzaklaşma mücadelesine girerler ve bir erişkin gibi davranırlar. Ebeveynleri ile sorun yaşar ya da onları direkt eleştirir ve yargılarlar. Diğer taraftan da kendilerine yeni rol model oluşturacak örnekler bulurlar. Bu örnekler bir doktor, müzisyen olabileceği gibi hayranlık duydukları farklı profiller de olabilir. Bu profiller zamanla farklılaşabilir. Bu durum ergenin kimliğini kazanmasına kadar devam eder.

 

Sosyal Medya Bağımlılığı

Sosyal medya bağımlılığına davranışsal bir bağımlılık diyebiliriz. Davranışsal bağımlılık, alkol veya sigara kullanımı gibi değildir. Karakterin değişmesiyle ilgilidir. Doğru kullanılmadığı takdirde gündelik yaşamı etkileyen pek çok sonucu vardır. Az ve kalitesiz uyku, zihinsel meşguliyet, kullanımda bir sınırlama getirmeye çalıştıkça bu çabaların başarısızlıkla sonuçlanması ve her seferinde daha fazla vakit geçirmeye devam etme, çevrimiçi değilken bile sosyal medyada olmayı sebepli ya da sebepsiz arzulamak, aile iletişiminde olumsuz etkileri, okul başarısında düşüş göstermeye sebep olması vb. sonuçları sıralayabiliriz. Bununla birlikte uzmanlar, sosyal medya kullanımının bağımlılık derecesinde olduğu takdirde anksiyeteye yani kaygı bozukluğuna neden olabileceğini belirtmişlerdir. Normal ölçülerde kullanmayanlarda reel sosyal ilişkilerde iletişim problemleri, depresif bir yapının oluşabileceği belirtilmektedir. Özellikle ergen gençlerdeki henüz gelişmeyen iletişim becerilerinin üzerine fazla sürelerde kullanılan sosyal medya uygulaması sağlıksız bir kullanımdır. Bu sağlıksız kullanım alanında arkadaşlara veya diğer alanlara ne kadar sağlıklı mesajlar verilebildiği de aşikâr olmaktadır.

 

Ergenleri Sosyal Medyaya İten Nedenler: Aile, Aile, Aile…

Yapılan araştırmalarda doğadan kopmuş, ailede sadece aile ve ergen arasında değil de anne baba arasında da iletişim problemlerinin yaşandığı, dengelerin sağlanamadığı, manevi değerlerin rol model yoluyla oluşmadığı ve çocuğa harcanan giderler bazında çocuğa değer biçilen bir ortamda ergen kendisini aile içinde konumlandıramaz, aitlik duygusu bozulur ve rol karmaşasına girer. Kendilik algısında bir sıkıntı varsa ki bu dönemde çıkan sivilceler, yağlanan cilt, seste ve vücutta oluşan hızlı değişimler ergende özgüvende bir düşüş yaratır. Aile içinde bu durumlar ilgili destek bulamaz ise yüz yüze iletişimden çok sanal iletişimde sanal benliklerle sosyal medyada hüküm sürmeye başlarlar. Başlarda bu süreç egolarına iyi gelir. Klavyede istedikleri kahramanlıkları sanal benlikleriyle yaparlar. Ancak gerçek yaşama geçtiklerinde kendilerini iletişim sorunları, yaşamın sorumluluklarını taşıyamama, karşılaştıkları en ufak pürüzde öfke patlamaları ve aile içinde büyük ve arası açılmış ilişkilerle yüzleşmek zorunda kalırlar.

Ergen, içinde bulunduğu dönem itibarıyla sahip olduğu duygusal rahatsızlıklardan veya stres gibi duygularından kaçış olarak sosyal medyaya girer ve kısa süreli rahatlamalar yaşar. Bu rahatlama durumuna karşı bir bağımlılık geliştirebilir. Bağımlılık oluştuktan sonra ise kendi duygularından kopuk yaşamanın bir aracı olarak sosyal medyayı kullanırlar. Bu ağları durdurmaları sonucunda ise kaygı hâline girebilirler.

Yapılan araştırmalarda kent kültürünün gelmesiyle birlikte anne babanın sürekli çalışıyor hâlinde olması, evlerde çocukların bakıcıyla ama yalnız büyümek zorunda olmalar, sadece hafta sonları bir akşam yemeğinde birlikte olunan ve burada da görev tanımlarının tekrar edildiği, yılda bir ya da iki kez gidilen tatillerde salt atıl vakit geçirmenin normalleştiği bir aile atmosferinin, kişinin bebeklikten yetişkinliğe kadar oluşacak tüm gelişim evrelerinde bağımlılığın her türlüsünden tutun kişilik bozukluğuna kadar uzanan patolojik sıkıntılara dahi zemin hazırlaması kaçınılmazdır.

Ergeni sosyal medyaya bağımlılık ölçüsünde itebilecek diğer etkenlerden akran zorbalığını, yaşanan romantik ilişkilerdeki hayal kırıklıkları ve sosyal çevrenin sıkıntılı olmasını dâhil edebiliriz ancak çocuğunu iyi gözlemleyen bir anne baba, bu problemleri rahatlıkla fark edebilir ve ergenin bu sureci yönetmesindeki kabiliyetine farkındalık kazandırabilir.

 

Ergenlerdeki Sosyal Medya Bağımlılığının Aile İşlevlerine Olan Etkisi

Ergenlik dönemindeki gençlerde sosyal medya kullanımının belirlenen sınırın üzerine çıkıp bağımlılık durumuna gelmesi gencin yaşamındaki tüm sahaları etkileyeceği gibi aile ilişkilerinde de sorunlara sebep olur. Aile bağlarında kopukluklar başlar. Bu gençler vakitlerinin çoğunu sosyal medyada ya da internette oyun oynayarak geçirirler. Bu süreci normalleştirerek etraflarındaki kişilerden hem mental hem de fiziki olarak uzaklaşmış olurlar. Burada özellikle oynadıkları oyunların içerikleri çok önemlidir. Sürekli şiddet içerikli oyun oynayan gençler içselleştirdikleri bu şiddeti günlük yaşamlarında uygulamaya başlarlar ya da bir tıkla her bir problemi halledebileceklerini sanırlar. Çözemediklerinde ya da zorlandıklarında ise saldırgan davranışlarla öncelikle aileleriyle problem yaşarlar.

Ergenler teknolojiyi gerçek hayatın sorunlarından bir kaçış olarak görebilirler, Ancak kaçış amaçlı internet kullanımının ne kadar sağlıklı bir başa çıkma yöntemi olduğu tartışılır. Yoğun sosyal medya veya dijital oyun kullanımı sonucunda ergenlerin ebeveynleri ile olan iletişimleri giderek azalarak savunmacı ya da kavgacı bir iletişim şekline dönüşerek aile içindeki iletişim olumsuz etkilenir.

Destekleyici aile ortamındaki aile ilişkileri oyun bağımlılığını negatif bir şekilde etkilerken engelleyici aile ortamındaki aile ilişkileri ise oyun bağımlılığını pozitif şekilde etkilemektedir.

Ergenlerdeki sosyal medya ve oyun bağımlılığın günden güne artması aile içi iletişimin her geçen gün giderek azalmasına, aile içindeki sorunların ve huzursuzların büyümesine neden olabilmektedir. Böyle bir süreçle birlikte hane halkı birbirine kapalı, her biri kendi içinde içine kapanmış bir yapıyla karşı karşıya kalır. Kendi içinde sağlıklı bir iletişim tarzı olmayan anne baba böyle bir dönemde oluşan sorunları çözme konusuna ergen çocuklarıyla çok daha ciddi sorunlar yaşamaya başlayabilir. Aile yapısında oluşan her türlü sıkıntılar sağlıksız bir aile ortamında yetişmek zorunda kalan çocuklarda farklı yönelimlere sebep olabilir. Kültürel ve ahlâksal kırılmalar yaşanmakla birlikte ergenliğini sağlıklı geçirememiş bireyin gelecekteki diğer yaşam dönemlerinde sıkıntılar yaşayabileceği aşikârdır.

Bu süreç sadece ergenler açısından sorun teşkil etmez. Ergen, bağımlılığın karakterine getirdiği negatif dışavurumlardan sonra akademik başarısındaki düşüşle birlikte aile fertlerindeki iletişimin kopukluğuyla anne baba kendi içinde çocuğuna ulaşamamanın verdiği öfke patlamaları yaşamaya başlarlar. Bu süreç karı koca ilişkine yansımaya başlar. Anne babanın stres eşiğinin yükselmiş olması diğer çocuklarına olan yönelimlerine zarar verebilir. Aslında aile içindeki dinamikler zincirleme bir etkiye sahip olduğu için zincirin bir halkasında oluşan bir problem tük halkalara sirayet edebilir.

Özel hayat mahreminin kalmadığı bu alanda, ergenler istedikleri paylaşımı istedikleri saat diliminde yapmaktadırlar. Başka yaşamları sosyal medya mecrasında görmek ve takip etmek mümkündür. Bunun insan psikolojisini bozan bir durum olduğu apaçık bir gerçektir, Bu durum, özellikle olgunluk aşamasına gelmemiş ergenlik dönemindeki gençlerde farklı olumsuz etkilere sebep olabilir. İnsanlar birbirlerini sürekli görerek ve takip ederek yaşarken kendi imajlarını belirlerken de özendikleri insanlar gibi görünmeye çalışırlar. Benzemeye çalıştıkları insanlar gibi giyinip onlar gibi davranırlar. Bu durum bireyleri tüketime iter. Özellikle ergenler sosyal medya mecralarında ben duygusunu bu şekilde bastırmaya çalışır. Bu şekilde mutlu ve tatmin olur, kabul görme ve saygınlık kazanma duygusunu bastırır. Tüketim toplumunun bir ferdi olan birey, sosyal medyaya olan bağımlılığına ara vermeden benzer davranış şekillerini sürdürür. İşte tüm bu süreç boyunca ergende oluşan bu tepkisel davranışlar aslında ailenin mahrem çatısına oldukça zarar verir. Özellikle ahlâk çatısında değerler eğitimini tam manasıyla tamamlayamamış ergen maalesef kimlik kaybına kadar gidebilir.

Bu süreçlerde İslâmiyet’in dinsel tercih duruma gelmiş olması ailelerin en çok yakındıkları konulardan biridir. Bizler evimizde, yan odamızda bilgisayar başındaki çocuğumuz güvende sanırken evlatlarımız yeni dünya modelinde sanal alanda her türlü baş gösteren siyonist faaliyetlerin yeni bir kurbanı olabiliyor. Her türlü fuhuş mekanizmalarının sinsice işlediği bir girdaba girebiliyorlar. Bu tehlikeli sulara atlamış ergenler, içinde bulundukları bu süreci paylaşmaktan kaçınırlar. Utanç duygularıyla hareket ettikçe bu tuzakların yeni bir üst basamağına çıkmış oluyor ve ödün vermeye devam etmek zorunda bırakılıyorlar. Bu süreçler, bırakın bugünün ve yarının aile ilişkilerindeki etkiyi, gelecek nesillere uzanan her türlü manevi çöküşün temelini oluşturuyor.

 

Ailenin Görevleri

Seküler sistemin bizlere dayattığı tüm olumsuzlara karşı bizlerin en geçit vermeyen kalesi hiç kuşkusuz dinimizin prensiplerine göre başlamış ve bu prensiplerle devamını getirmek zorunda olduğumuz ailelerimizdir. Kur’ân, aileyi “sükünet bulma” (Rum, 30/21) olarak tanımlamıştır. Hayatın zorluklarından, günün karmaşasından, işin stresinden ve işlerin ağırlığından sükünet bulunacak yegâne yerdir.

Allah Teâlâ aileyi sevgi, saygı, ülfet ve ünsiyet olarak tarif etmiştir: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 30/21) Bu süreçte çocuklarımızın ilk gelişim dönemlerinden babaya göre annenin önemi çok çok daha etkin ve değerlidir. Bizler bebekliklerinden itibaren fark etmezler, anlamazlar diye nezaketten ve empatiden uzak, hoyratça sarf ettiğimiz her davranış ve söz evlatlarımızın ruh âlemlerinde duygusal olarak manipülasyonlara sebep olur. Duygularının renkleri koyulaşmaya başlar. Zira kişilik gelişimleri henüz anne karnındayken başlar. Bu sürecin farkında olarak onları Rabbimizin bir emaneti olarak kabul edip gereğinde pamuklara sarıp gereğinde de içinde bulunduğumuz yaşamın tüm gerçekleriyle yüzleştirmeyi bilmeliyiz. Öncelikle kendi duygularımızın ve davranışlarımızın dilini iyi fark etmeli, kendi içimizdeki çocukla iyi anlaşabilmeliyiz. Kendisiyle barışık olmayan bir anne baba bırakın aile içinde çocuklarıyla doğru iletişim kurmayı tüm dünya ile küstür aslında. Kendi içinde bu paradoksları fark etmiş anne baba aynı zamanda kendini doğru ifade edebilen çocuklarını rahatlıkla keyifle yetiştirir. Bu atmosferde büyüyen çocuklar sağlıklı bir ergenlik sürecini tamamlar ve geleceğin getireceği tüm sorumlulukları yüklenebilecek kapasitede yetişkin olurlar.

 

Sosyal Medya Bağımlılığı Açısından Birkaç Değerlendirme

Ergenlerin özellikle sosyal medya ve bilgisayar oyun kullanımı her geçen gün daha da artmakta ve süreç kullanıcıları bağımlılık sürecine kadar götürmektedir. Aileler öncelikle bu durumun farkına varacak ölçüde çocuklarıyla ilgili olmalı ve bağımlılık olgusunu kabul etmeli ve önemsemelidirler.

Ebeveynler, rol model olmaları açısından internette geçirilen zamanı azaltmak için günlük yaşamlarını yeniden daha bilinçli bir şekilde organize etmelidirler.

Aileler, yaşamın ilk dönemlerinden başlayarak özellikle ergenlik dönemi dâhil çocuklarıyla olan iletişimlerini bilinçli bir şekilde yüksek tutmaya çalışmalıdırlar. Ebeveynlerin kendi yetişme dönemleriyle günümüz şartlarını bir tutmaları, mevcut şartları anlamadan çocuklarıyla tartışma içine girmesi ileriye yönelik daha ciddi sorunlara sebep olacaktır.

Sosyal medya ve oyun, geçici çözümler adına çocuklara sunulmamalıdır, masum görünen her süreç bir sonraki sürecin daha yoğun geçmesine sebep hazırlayarak bağımlılık sürecine giden yolda önem arz eder.

Aile içi ortak aktivitelere yönelerek hem aile içi ilişkilerin gelişmesini sağlamak hem de ergenlerin sosyal medya ve oyun bağımlılıklarını engellemek adına samimi, tutarlı ve yapıcı çaba sarf edilmelidir. Ailede oluşacak birlik duygusuyla yapılan her türlü aktivite sadece bu tarz bağımlılıklara değil, dışarıdan gelen tüm negatif etkilere karşı kalkan görevi görür.

Çocuklarımızın arkadaşı olmamız gerektiği mevzusu yüzde yüz her daim doğru işlemez. Anne babanın gerekli ölçüde güçlü, tutarlı ve güvenilir bir otoriteye sahip olması çocuklarının yaptıkları hatalar karşısında anne babalarını sığınılacak ilk liman görmeleri açısından degerlidir. “Çocuk anne babasının aynasıdır.” prensibinden gidersek tutarlı ve güvenilir bir otorite rol modelinde olan bir anne babanın çocukları da tüm yaşamları boyunca bu doğru örnek üzerinden yaşamaya gayret ederler.

Bir ailenin en büyük varlığı, evli kaldığı süre boyunca edindiği malı mülkü değildir. Bir ailenin en büyük değeri ve kazancı, imanlı, sıhhatli, dinç ve kudretli dimağlara sahip çalışkan ve cevval evlatlarıdır.

Rabbinin rızasını gözeten, inandığı gibi yaşayan, vatanına hayırlı evlatlar yetiştirmenin bilince olan ailelerden olma dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir