Sekülerizm Kıskacında Müslüman Aile

idrisYazılarımLeave a Comment

SEKÜLERİZM KISKACINDA MÜSLÜMAN AİLE

Müslümanlar için bugün üzerinde durulması gerekli ve öncelikli mesele hiç şüphesiz ailenin önemi ve korunması meselesidir.

Modern zamanlarda aile çok yönlü, sistemli, planlı ve bilinçli bir saldırı ile karşı karşıyadır. Bu çok yönlü saldırının en önemli ideolojik ayağını  hiç şüphesiz sekülerizm oluşturmaktadır. Görebildiğimiz kadarıyla, Türkiye’de sekülerleşme konusu tüm boyutlarıyla henüz incelenmiş değildir. 

Sekülerliğin en önemli tartışma alanı hiç şüphesiz din olmuştur. Sekülerlik, sanat, edebiyat, eğitim, felsefe, ahlâk ve genel anlamıyla kültürde dinin etkisinin azalması şeklinde ifade edilebilir. Ayrıca sekülerizmi; dinin/ilahî kaynağın, ekonomik, sosyal, hukuk ve siyaset gibi hayatın bütün alanlarının dışında tutulması,  maddeci/pozitivist bir anlayışın hayata hakim kılınması diye tanımlayabiliriz.

Bu ideolojik kavramın kökü Latince “seculum” (dünya) kelimesine kadar uzanmaktadır. Sekülerizm ise “dünyacılık”, “dünyaya düşkünlük”, “dünyevilik” gibi anlamları da içinde barındırmaktadır. İslami gelenek içerisinde bu terimlerin tam karşılığı bulunmasa da “dünyevileşme” terimi ona yakın bir anlam vermektedir. Sekülerleşme, münhasıran Batılı/pagan toplumlara ait bir olgudur; orada ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de açık bir sekülerleşme, yani toplumun belli kesimlerinde görülen, gündelik hayatı dini pratik ve sembollerden uzaklaşarak yaşama anlayışı var olduğu gibi, örtük bir sekülerleşme; yani İslâmî değerlere sahip olmakla birlikte davranış boyutunda dinin tasvip etmediği eylemlerde bulunmak, kısacası tutum-davranış uyumsuzluğu giderek daha yaygın bir vakıa olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilhassa ülkemizde Müslüman ailenin daha çok örtük bir sekülerleşme süreci yaşadığını söyleyebiliriz.

 Sekülerleşmenin aile ekseninde incelenmesi,  aile ve dinin çeşitli bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlı kurumlar olması nedeniyle çok önemlidir. 

Din, ona inanan kişiler için bir “davranış rehberi” dir. Müslüman bir fert için Din/İslam eş seçiminden kurulan yuvanın sağlamlığına, cinselliğin denetlenmesinden kadın-erkek, karı-koca ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinin düzenlenmesine kadar pek çok hususta belirleyici etkiye sahiptir.

 Aile ise özellikle çocukların sosyalleştirilmesi sürecinde dinî değerleri benimseterek dinin kuşaktan kuşağa aktarılmasında çok etkili olmaktadır.

Türkiye’de dinin toplum hayatındaki yerinin Batı, özellikle de Avrupa toplumlarıyla kıyaslandığında son derece canlı olduğunu görebiliyoruz. Lakin sekülerizmin gittikçe Müslüman aile ve fertleri üzerinde kutsal değerlerin dönüşümü ve sönüşü  şeklinde bir tahribat oluşturduğu gerçeği de karşımızda canlı bir vakıa olarak durmaktadır.

 Mesela, sekülerizmin diğer adıyla dünyevileşmenin Müslüman aile üzerindeki tesirlerine baktığımızda, evlilik yaşının yükseldiğini, evlilik kararında ebeveyn etkisinin azaldığını, eşitlikçi karı koca ilişkileri yaygınlaşmakta olduğunu, romantizm yükseldiğini, çocuk istemeyenler ya da biraz geç yaşlarda olmak üzere bir, en fazla iki çocuğu yeterli görenler çoğaldığını ve buna paralel olarak  boşanmaların artığını söyleyebiliriz

Seküler aile pratiğine, “seküler ahlak” hakimdir. Ailenin nikah töreni, düğünü, düğünden sonra kurduğu ev ortamı, o evde çevreyle kurulan ilişki dinden tamamen uzaklaşmıştır, İslam’dan tamamen bağımsızdır.

Nasıl bir nikâh töreni? Nasıl bir düğün? Nasıl bir ev ortamı? Dostlarla nasıl bir aile ilişkisi? Sorularının cevabı seküler bir aile tarafından Kur’an-ı Kerim’de, Resulullah’ın Sünnetinde, İslam toplumunun bilinen pratiğinde aranmaz. Onlar, ölçü kabul edilmez. Bir “Yaşam Rehberi” olarak bilinmez.

Kültürel dönüşümlere son derece açık olduğu görülen ülkemizde Müslüman aile için alarm çanlarının çoktan çalmaya başladığını söyleyebiliriz.

Müslüman ailede mahremiyete çok önem verilmekte, evler harem ve selamlık olarak düzenlenmekte, erkekler ve kadınlar ayrışık olarak yaşamakta ve eğlenmektedirler. Bu durum modern süreçlerde büyük ölçüde değişmiştir. 

Seküler ve laik kuşatma ve dayatma sonucunda  karşı cinsle evlilik öncesi/dışı farklı düzeylerdeki cinsel yakınlaşmalarının tümünü ifade eden geniş muhtevalı bir kavram olan flört adeta kanıksanmış; değerler ve tutumlar flörtün normal karşılanması yönünde değişmeye başlamış, kısıtlayıcı normlar büyük ölçüde aşınmıştır. Bu durum öyle bir hal almıştır ki modern aklın ev sahibi Batı, bugün, seküler ilkeleri sorgulanamaz iman rükünleri gibi kabul ettirmeye çalışmaktadır.

İslâmiyet açıkça yasakladığı için nikahsız ilişki Müslüman ailede görülen bir durum değildir lakin  nikahta dini ritüellere yer vermeyen resmi nikah törenleri Müslüman aileleri örtük bir sekülerleşmeye sevk etmektedir. Unutmamak gerekir ki, nikahı sekülerleştirenler nikahın önemsizleşmesine de bilinçsizce katkıda bulunmaktadırlar

Müslüman ailede çocuklara verilen isimlere baktığımızda bile ailede yaşanan sekülerleşmenin boyutlarını görebiliyoruz. Aile söz konusu olduğunda çocuklara verilen isimlerdeki değişim özellikle anlamlıdır. Çocuklara verilen isimler kültürün sürekliliğini ve geleneğin gücünü yansıtır. Türk toplumunda İslam’ın kabulünden sonra, güzel isimler koymayı tavsiye eden Hadislerin etkisiyle çocuklara verilen isimler dini bir mahiyet kazanmış, ayrıca dedelerden torunlara aktarılarak bu isimlerin yaşatılmasına dikkat edilmiştir.

Toplumda daha seküler eğilimler gösteren genç, kentli, eğitim ve gelir düzeyi yüksek kesimler dinî ve millî tedaileri olan isimlerden uzaklaşırken, bu kesimlere benzer sosyal özelliklere sahip ve dindar olan çevrelerde İslami tınısı olduğu düşünülen ama gelenekte yeri olmayan ‘orijinal’ isimlere yönelim görülmektedir. Bu iki farklı yönelimin ortak noktasının ‘gelenekten kaçış’ olduğunu söyleyebiliriz.

Batı toplumunun içinde bulunduğu derin hurafe ağından kurtulmak için geliştirdiği sekülerizm, bu yönüyle dünyevi olan lehine uhrevi olanın topyekün ertelenmesine/reddine dönüşmüştür. Bu yönüyle de sekülerizm, Kur’an’ın tanımıyla derin bir sapkınlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bugün geldiğimiz noktada ise, sekülerleşme süreçleri, hem insanı ve toplumu yok etti, hem hayatı anlamsızlaştırdı; hem de insanı hız ve haz arasına hapsederek dünyanın sorunlarına yabancılaştırdı, hakikatten uzaklaştırdı:

Sekülerizmde, Müslüman aile kapitalizm kölesi yapılmak istenir. Daha çok tüketmesi, daha çok borçlanması ve  insanın ahlaklı, dürüst, adil, güvenilir, iyi niyetli, doğru olmasının seküler bir toplumda ayrıcalığı yoktur. Kapitalizm/sekülerizmde kişiliği ne olursa olsun insan, yediği, içtiği, giydiği, eğlendiği, tükettiği ölçüde diğerlerinden elit/ayrıcalıklı konuma gelmektedir. Bu nedenle medya üzerinden insan beyni kırbaçlanarak daha da çok tüketmesi sağlanmakta, sözde toplumda ayrıcalıklı konuma geldiği, değer kazandığı empoze edilmektedir.

Ailenin sekülerleşmesi, ailenin tükenmesidir. Seküler aile, çocuk doğurmayı yük bildiğinden önce nüfus olarak küçülür, sonra ayrılır ve nihayet dağılır.

Sekülerizm ve Kapitalizmin en büyük rakibi sevgi, en büyük düşmanı ailedir. Bu sefil zihniyet boşanmayı teşvik eder. Boşanma iki ev demektir. İki kira, iki buzdolabı, iki araba… Boşanma artınca ulusal gelir yükselir.

Türkiye gerçeğinde, üç kuşak bir araya gelen seküler bir ailenin nüfusu altı-yedi kişiyi geçmeyebiliyor. Oysa geçmişte aynı ailenin, bu süreci yaşamadan önce, üç kuşağı belki otuz kişiyi bulabiliyordu.

Bu, korkunç bir tükeniştir. Sadece böyle bir tespit bile felaketin fotoğrafını ortaya koyuyor. Bunun için bu tür ailelerin yaşadığı semtlere gidip bir süre dolaşmak bile oralarda nasıl bir yaşlanmanın yaşandığını kavramak için yeterlidir. Çocuk parklarında bile sadece yaşlılar var. Ama en doğrusu sosyoloji bölümünde tahsil gören öğrencilerinin ailede sekülerleşme başladıktan sonra yaşanan dağılma ve nüfus kaybını bilimsel olarak incelemesidir.

Sekülerleşme tercihi, öylesine bir tercih değil, bir yıkım tercihidir, bir tükenme, bir intihar tercihidir. Batı, zoraki bir süreçle sekülerleşti, İslam dünyasına ise sekülerliği Müslümanları tüketmek için ithal etti.

Bugün neticelere bakan ürküyor. Bu neticeler bizim yarınımızın fotoğrafını gösteriyor. Ama birbirimizi dünyevi sonuçlarla ürkütmek anlamlı değildir.

Esas olan, yüce Allah’ın emridir. Aileyi dağıtmak, aileyi dağıtacak bir sürece girmek Allah’ın emirlerine karşı isyandır. O’na isyan edip de kazanan yoktur. Bugün kazanıyor görünüyorsa yarın kesinlikle kaybedecektir.

Durum bu kadar açıkken Müslümanın, hele Müslüman kadının seküler ailelere özenmesi, onların mutlu olduğu zannına sürüklenmesi bir felakettir.

Müslümanlar, bugün hangi mücadeleleri kazanırlarsa kazansınlar eğer kendilerini bu felaketten korumazlarsa ilerlemek, yükselmek, geleceğin hakimi olmak mümkün olmaz.

 

Kaynaklar:

http://www.hazardernegi.org/aile-sekulerlesme-sosyolojik-analiz/

https://www.haksozhaber.net/okul/dunyevilesme-tehdidi-karsisinda-musluman-kimlik-6087yy.htm

https://dogruhaber.com.tr/haber/144935-musluman-aile-mi-sekuler-aile-mi/

Mustafa Tekin, “Sekülerlik Kutsanmak İstiyor”, EskiYeni, Ankara 2009, Sayı: 13

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir